
ŞİİR (NAZIM) NEDİR?
Ortak bir tanıma ulaşılamayan türlerden biri olan şiir, genel olarak “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım…” şeklinde tanımlanmaktadır.
Şiirde Yapı
Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan
birimlerin bir düzene bağlı olarak birleşmesiyle şiir meydana gelir.
Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan
birimlere, “beyit, bent, kıta, şiir cümleleri” denir.
Ve bunlar nazım şekillerini ortaya
çıkarır.
Şiir birimleri bir tema etrafında birleşerek yapıyı oluşturur. Nazım şekilleri bir düzen gereksinimi çerçevesinde oluşur. Her dönemin, her şairin tercih ettiği şiir düzenlerinin de nazım şekillerinin oluşmasında etkisi vardır.
Nazım Birimi:
Bir şiirde, anlam bütünlüğü taşıyan
en küçük parçaya “nazım birimi” denir.
Nazım birimi, şiiri oluşturan yapı
taşıdır. Şiir içindeki mısraların kümelenmesinden meydana gelen nazım birimi;
kümede bulunan mısraların sayısına göre ad alır:
(Dize, beyit, bent, dörtlük)
1. Dize (Mısra): Şiirde yer alan her bir satıra dize ya da mısra
denir. En küçük nazım birimi dizedir. Dize kendi başına bağımsız bir bütün de
olabilir. Genellikle dize bir şiirin parçasıdır.
2. Beyit: Anlam bütünlüğü olan iki dizelik bölümlere beyit denir. Beyit, özellikle
divan edebiyatında çok yaygın bir şekilde kullanılır.
3. Bent: Birbirine ölçü ve uyakla bağlanmış ikiden fazla dizeden oluşan dize
kümelerine denir. 3-30 dize arasında olabilir.
4. Dörtlük: Anlam bütünlüğü taşıyan dört dizelik bölümlere dörtlük denir.
Genellikle halk şiirinde yaygın bir şekilde kullanılır.
Konularına Göre Şiir Türleri
1. Lirik Şiir:
Aşk, hasret, özlem, gurbet, tabiat, ayrılık, vatan,
din ve ölüm gibi konuların ele alındığı duygusal şiirlerdir.
Okurun kalbine seslenen bu şiirlerde coşkulu bir
duygusallık vardır.
Adını Eski Yunan edebiyatında bir çalgı aleti olan
“Lir”den alır.
Halk edebiyatında koşma, (Güzelleme) semai, varsağı,
ağıt, ilahi;
Divan edebiyatında gazel, şarkı ve mersiye lirik
şiirlerdir.
Önemli temsilcileri: Karacaoğlan, Fuzuli,
Yunus Emre
2. Epik Şiir
Coşkulu bir anlatımla savaş ve kahramanlık konularının
ele alındığı şiir türüdür.
Yunan edebiyatındaki epope sözcüğünden gelen epik
şiirin en önemli örnekleri destanlardır.
Koşmanın türlerinden olan koçaklama, destan ve varsağı
bu türün önemli biçimlerindendirler.
Önemli temsilcileri: Köroğlu, Dadaloğlu
3. Satirik Şiir:
Eleştiri şiiridir. Toplumun aksayan yönlerini, belli
bir mevkideki insanların yaptıkları işleri, idarecileri, siyasetçileri
iğneleyici sözler ve alaylı ifadelerle eleştiren şiir türüdür.
Önemli: Satirik şiir: Halk edebiyatında taşlama, divan
edebiyatında ise hiciv (hicviye), Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatında ise
yergi-tenkit isimleriyle bilinir.
Önemli temsilcileri: Kaygusuz Abdal, Nefi
4. Didaktik Şiir:
Öğretici şiirdir. Ders vermek, bilgi aktarmak, öğüt
vermek amacıyla daha çok dini, ahlaki, felsefi ve sosyal konularda yazılan şiir
türüdür. Yunanca “didaktios” sözcüğünden türetilmiştir. Daha çok masal ve
fabllarda karşımıza çıkar.
Önemli temsilcileri: Nabi, Kul Mesut,
Şeyhi
5. Pastoral Şiir:
Doğa güzelliklerini, kır ve çoban yaşamını anlatan
şiir türüdür. Sade ve süsten uzak bir dille oluşturulan bu şiir Latince bir
sözcük olan “pastoralis” kelimesinden gelir.
İdil: Bir çobanın
ağzından yazılan ve çobanların aşkını anlatan pastoral şiirlere idil denir.
Eglog: Birkaç
çobanın karşılıklı konuşmalarına dayanan ve kır yaşamı ile aşklarının ele alındığı
şiirlere eglog denir.
İlk pastoral şiir: Abdülhak Hamit Tarhan –
Sahra
6. Dramatik Şiir:
Tiyatro metinlerinde kullanılan bu şiir türü daha çok
karşılıklı konuşmalara dayanan bir şiir türüdür. Özellikle trajedilerde ve
dramlarda kullanılmıştır.
NAZIM BİÇİMİ
Şiirin şekil özellikleridir. Şiirin nazım birimi, ölçüsü ve uyak örgüsü şiirin nazım biçimini belirler. Bazı şiirler şekil bakımından ayrılmazlar. Bu tür şiirleri de anlamsal açıdan yani nazım türlerine göre ayırabiliriz.
ŞİİR BİLGİSİ
ÖLÇÜ (VEZİN)
Şiirde ölçü, ahenk özelliğiyle ilgilidir. Bir şiirde dizelerin birbirine uygun
kalıplarına ölçü denir.
Türk şiirinde bugüne kadar “hece ölçüsü” ve “aruz ölçüsü” olmak
üzere iki tür ölçü kullanılmıştır. Bu ikisi dışında kalan şiirler ölçüsüzdür.
1) HECE ÖLÇÜSÜ
Dizelerdeki hece sayılarının eşitliğine dayanır.
Türk şiirinde yüzyıllardır kullanılan ulusal (millî) ölçüsüdür.
Doğallığı, dil yapımıza uygunluğundan kaynaklanır:
Bırak beni haykırayım susarsam sen matem et 15
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet 15
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir. 15
Hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerde hece sayısı beş ile on beş arasında değişir.
Saz şairleri, bunlardan en çok 7, 8 ve 11’li olanları
kullanmışlardır. Anonim halk edebiyatında farklı sayılarda hece ölçülerine de
rastlanır. Hece sayısı arttıkça durak gereksinimi doğar.
DİKKAT: Hece sayısını
hızlı bulmak için dizelerdeki ünlü harfleri sayman yeterli… Her ünlü harf bir
hece oluşturur.
ÖRNEK
SEMAİ
Gönül gurbet ele varma 8
Ya gelinir ya gelinmez 8
Her güzele meyil verme 8
Ya sevilir ya sevilmez 8
(Karacaoğlan)
- Bu
şiir 8’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
DURAK: Hece
ölçüsünde uyumu pekiştirmek amacıyla dizelerin belli bölünmesini önler.
Kısa dizeler duraksız olabilir. Uzun dizelerdeki durak sayısı 1 ile 4 arasında
değişir.
Edebiyatımızda en çok kullanılan hece ölçüleri şunlardır: yedili, sekizli, on
birli ve on dörtlü.
2) ARUZ ÖLÇÜSÜ
Hecelerin sayısına değil, “açıklık – kapalılık” ya da “uzunluk
– kısalık” temeline dayanır. Arap edebiyatına özgü bir ölçü olan aruz,
önce İran edebiyatına, oradan da 11. yüzyılda Türk edebiyatına girmiştir.
- Aruz
ölçüsünde hecelerin değerlerini belirleme işlemine takti denir.
- Kısa
ünlü ile biten heceler kısa (açık) hece kabul edilir: "a-ra-ba"
sözcüğündeki hecelerin üçü de kısadır.
- Ünsüzle
veya uzun ünlüyle biten heceler uzun (kapalı) hece kabul edilir:
"bayrak, gönlüm, mahrem" sözcüklerindeki tüm heceler uzundur.
- Bu
ölçüde açık heceler “·, v” şeklinde, kapalı heceler ise “ _ “ şeklinde
gösterilir. Bunlar ölçü kalıplarını oluşturur.
Örnek:
Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten
. – – – / . – – – / . – – – / . – – – –
Me fâ î lün / Me fâ î lün / Me fâ î lün / Me fâ î lün
3) ÖLÇÜSÜZ (SERBEST) ŞİİR
Aruz ya da hece ölçüsüne göre yazılmayan şiirlerdir. Serbest şiir, Türk
şiirinde 1940'lardan sonra Orhan Veli Kanık (Garip Akımı) ile yaygınlaşmaya
başlamıştır. Günümüzde yazılan şiirlerin çoğu serbest ölçüde yazılmaktadır. Bu
tarz şiirlerde ahenk; söyleyiş, ses akışı ve özenli sözcük seçimi ile sağlanır.
KAFİYE (UYAK) VE REDİF
Kafiye: Dizelerin
sonundaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı
kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye (uyak) denir.
Kafiye (Uyak) Çeşitleri
1. Yarım Kafiye (Yarım Uyak)
Dize sonlarında bulunan sözcüklerdeki tek ses
benzerliğine yarım uyak denir.
2. Tam Kafiye (Tam Uyak)
Dize sonlarında bulunan sözcüklerdeki iki ses
benzerliğine tam uyak denir.
3. Zengin Kafiye (Zengin Uyak)
Dize sonlarında bulunan sözcüklerdeki üç veya daha
fazla ses benzerliğine zengin uyak denir.
4. Cinaslı Kafiye (Cinaslı Uyak)
Dize sonlarında yazılışları aynı, anlamları farklı
olan sözcükler cinaslı uyak oluşturur.
Redif: Dize sonlarındaki yazılışları, görevleri ve
anlamları aynı olan ek, sözcük ya da sözcük gruplarına redif denir.
Redif, sadece eklerden oluşmaz. Hem ek hem sözcükten, hatta sözcük gruplarından
da oluşabilir.
KAFİYE ÖRGÜLERİ (ŞEMALARI)
Şiirlerde kafiyelerin sıralanışına (diziliş) göre ortaya çıkan şemaya denir.
EDEBİ SANATLAR (SÖZ SANATLARI)
1. Teşbih
(Benzetme):
Aralarında benzerlik
ilgisi kurulan varlık veya kavramlardan nitelikçe zayıf olanın, kuvvetli olana
benzetilerek anlatılmasıdır.
Teşbih sanatıyla
birlikte sözün etkisi ve anlamı güçlendirilmiş olunur.
Teşbihin dört ögesi
vardır:
Benzeyen: Özellikçe zayıf olandır.
Kendisine
benzetilen: Özellikçe
güçlü olandır.
Benzetme
yönü: Aktarılan
özelliktir.
Benzetme
edatı: Gibi, kadar,
sanki vb. kelimelerdir.
- Ahmet krallar gibi lüks
içinde yaşıyordu.
- Kükremiş sel gibiyim,
bendimi çiğner, aşarım;
2. Teşbih-i
Beliğ (Güzel Benzetme):
Benzetme ögelerinden
sadece “Kendisine benzetilen ve benzeyen” ile yapılan teşbih çeşididir.
- Kim
bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
- Tilki çocuk bizi yine kandırmayı
başardı.
- Gümüş bir dumanla kapandı her yer
3. İstiare
(Eğretileme)
Benzetmenin asıl
unsurları olan benzeyen ya da kendisine benzetilenin yalnız birinin
kullanılmasıyla yapılan edebî sanattır.
Açık
İstiare: Sadece
“Kendisine benzetilen” ögesinin kullanıldığı istiaredir.
- Aslanlarımız düşmanı denize döktüler.
- Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler
batıyor.
Kapalı
İstiare: Yalnızca
“Benzeyen” ögesinin kullanıldığı istiare türüdür.
- Oyuncular sahada
adeta kükredi.
- İçimde damla damla bir korku birikiyor.
4. Mecazımürsel
(Ad Aktarması)
Bir sözün, benzetme
amacı güdülmeden, başka bir sözün yerine kullanılmasıdır.
Ad aktarmasın
gerçekleşebilmesi için iki hususa dikkat etmek gerekir:
1)
Benzetme amacının olmaması gerekir.
2) Sözcüğün
gerçek anlamının dışında mecaz anlamda kullanılması gerekir.
Ad aktarması
yapılırken; parça-bütün, genel-özel, iç-dış, yazar-eser,
yer-insan gibi benzetme ilişkileri kurabilir.
- Parça-Bütün İlgisi: Bu tekerlekler nereleri gördü
bir bilsen!
-İç-Dış İlgisi: Bir depoyla toplamda 500 km yol yaptık.
- Sanatçı-Eser İlgisi:
Zihnim bu
şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
-Yer-İnsan İlgisi: Tüm sınıfı yarın sözlü
yapacağım.
5. Teşhis
(Kişileştirme)
İnsan dışındaki
varlık ve kavramlara insana ait duyuş̧ ve davranış̧ özellikleri yükleme
sanatıdır.
(Teşhisin olduğu
yerde kapalı istiare de vardır.)
- Bir yağmur başlar ya inceden ince
Bak o zaman topraktaki sevince - haliç̧’te bir vapuru vurdular dört
kişi
demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
6. İntak
(Konuşturma)
Kişileştirilen varlık
veya kavramın insan gibi konuşturulması sanatıdır.
(İntak sanatının
olduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.)
- Sarı tamburadır adım
Göklere ağar feryadım
Pir Sultan’ımdır üstadım
Ben anınçin inilerim - Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
7. Tenasüp (Uygunluk)
Anlamca birbiriyle
ilgili kelimelerin bir arada kullanılması sanatıdır.
- Bir gemi yanaştı Samsun’a
sabaha karşı,
Selam durdu kayığı, çaparası, takası,
Selam durdu tayfası.
8.Tezat
(Karşıtlık)
Birbirine karşıt
duygu, düşünce, hayal ve durumları ifade eden kavramları bir arada kullanma
sanatıdır.
- Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar? - – Güleriz ağlanacak halimize.
9. Telmih
(Hatırlatma)
Herkes tarafından
bilinen bir olaya veya kişiye gönderme yaparak o olayı veya kişiyi hatırlatma
sanatıdır.
- Gökyüzünde İsa ile
Tur Dağı’nda Musa ile
Elindeki asa ile
Çağırayım Mevla’m seni
10.
Hüsnütalil (Güzel Nedene Bağlama):
Bir olayı gerçek
nedeninin dışında bir nedene, çoğunlukla da güzel bir nedene bağlama sanatıdır.
- Haziranda kiraz dalı çocuklar uzansın
diye yere doğru eğilir.
- Güzel şeyler düşünelim diye
Yemyeşil oluvermiş ağaçlar - Ay parlar gül yüzün görünsün diye
11.Tecahüliarif
(Bilmezden Gelme)
Anlam inceliği
oluşturmak için bildiği bir şeyi bilmez görünme, bilmezlikten gelme sanatıdır.
- Sakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz? - “Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü
mâhım
Kurbanın olam var mı benim bunda günahım”
12. Kinaye
(Değinmece)
Gerçek anlamı da
düşünülebilecek bir sözü gerçek anlamının dışında (mecaz anlamıyla) kullanma
sanatıdır.
Türkçede yüzü
kızarmak, alnı açık gibi deyimler ve atılan ok geri gelmez gibi atasözleri
kinayeye örnektir.
- Dadaloğlu’m der ki belim
büküldü
Gözümün cevheri yere döküldü - İşleyen demir pas tutmaz.
- Ateş düştüğü yeri yakar.
13. Tariz
(İğneleme)
Bir sözü tersini
kastederek kullanma, bir kişiyi ya da durumu alaya almak için yapılan iğneleme sanatıdır.
- Ne kadar kültürlü olduğu ( ! )
yazılarından belli.
- – O kadar zeki ki bütün sınıfları
çift dikiş gidiyor.
- Bu ne kudret ki elifbayı okur
ezberden.
14. İrsalimesel
Şiirde atasözü veya
vecize (özdeyiş̧) kullanma sanatıdır. Böylelikle sözün anlam gücü ve
inandırıcılığı artmış olur.
- – Tok olanlar bilemez çektiğini aç
kalanın,
Sırtı pek kimseye ahvâl-i şitâ ( kış ortamı ) yaz görünür. - – Balık baştan kokar bunu bilmemek,
Seyrânî gâfilin ahmaklığından.
15. Mübalağa
(Abartma)
Sözün gücünü ve
etkisini artırmak amacıyla bir durum, olay ya da varlığın olduğundan büyük veya
küçük, çok ya da az gösterilerek anlatılması sanatıdır.
- – Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış. - – Bir ah çeksem dağı taşı eritir,
Gözüm yaşı değirmeni yürütür.
16. İstifham(Soru
Sorma Sanatı)
Sözün anlam gücünü ve
etkisini artırmak amacıyla cümlenin soru şeklinde oluşturulmasına istifham
sanatı denir.
- Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki
feda?
- Beni candan usandırdı cefâdan yâr
usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı?
17. Tekrir
(Yineleme)
Şiirde bir ifadeyi
etkili kılmak ve vurgusunu arttırmak için ilgili sözcüklerin tekrar edilmesine
tekrir sanatı denir. Bu sanatla birlikte ilgili sözcükler dikkat çekici
hale gelir.
- Cânı içün kim ki cânânın sever cânın
sever,
Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever. - Beni bende demem bende değilim
Bir ben vardır bende benden içeri.
18. Leffüneşir
Bir dizede birden
fazla kavramın söylenmesi ve sonrasındaki dizede bu kavramlarla ilgili
benzerlik ve karşıtlıkları sıralamaya leffüneşir sanatı denir.
- Biz denizde kaptan, ovada çiftçi,
şehirde esnaf olan
Biz gemi yürüten, tarla süren, alışveriş yapan” - “Nedir bu savaş insanlarda barışa
azim yok mu
Kan dökücü mızrağı atıp zeytin dalı tutmak yok mu”
19. Nida
içinde bulunulan
duygu ve heyecanları coşkun bir şekilde anlatmaya nida sanatı
denir. Genellikle ay, ey, hay, ah gibi ünlemlerle yapılır.
- Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı
hilal
- Yâ rab bela-yı aşk ile kıl âşîna
beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
20. Seci
Cümlelerin ya da yan
cümlelerin sonlarındaki ses benzerliğine seci sanatı denir. Bu sanata nesirde
kullanılan uyak da denilebilir.
- Ey gözlerin nuru, gönüllerin sürûru;
başımızın tâcı,dil ehlinin mîrâcı.
- “Dost yolunda nistlik gerek, yâr
önünde pestlik gerek; ten cübbesi çâk gerek, gönül evi pâk gerek.”
21. Cinas
Anlamları farklı,
yazılış veya söyleyiş bakımından benzer sözcüklerin bir arada kullanılmasına
cinas sanatı denir.
Bir güzel
şuha dedim iki gözün sürmelidir
Dedi
vallahi seni Hind’e kadar sürmelidir