
HİKÂYE NEDİR?
Hikâye,
yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayları veya durumları ilgi çekici bir
biçimde anlatan kısa yazılardır. Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü yer ve
zaman kavramına bağlayarak ele alan düz yazı türüdür. Bir hikâyede olay ya da durum
söz konusu olmalı; kişilere bağlanmalı, olay ya da durumun ortaya konduğu yer
ve zaman belirtilmeli; bunlar sürükleyici ve etkileyici bir anlatımla ortaya
konmalıdır.
Hikâyenin unsurları:
1. Olay
Örgüsü
2. Kişiler
3. Mekân
4. Zaman
Hikâyede Planı:
1. Serim
2. Düğüm
3. Çözüm
Hikaye Türleri
1.Durum ( Kesit ) Hikayesi:
· Bir
olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir
Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz
· Belli
bir sonucu da yoktur.
· Merak
ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler
kendi doğal ortamlarında hissettirilir.
· Olayların
ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.
· Bu
tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu
için “Çehov tarzı hikâye” de denir.
· Bizdeki
en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Memduh Şevket Esendal ve
Tarık Buğra’dır.
2.Olay öyküsü (Maupassant
Tarzı):
· Bu
tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
· Bu
tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır.
· Olaylar
serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
· Olay,
zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm bölümünde oluşan merak,
çözüm bölümünde giderilir.
· Bu
teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan)
tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere “Maupassant tarzı
öykü” de denir.
· Türk
edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin’dir.
1923 - 1940 YILLARI CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE
· Millî
Edebiyat sanatçılarının da eser vermeye devam ettiği Cumhuriyet Dönemi'nin ilk yıllarında
daha çok, gözlemci gerçekçiliğe dayalı hikâyeler yazılmıştır.
Bu dönemde bazı sanatçılar hikâyelerinde toplumsal konuları, Cumhuriyet
devrimlerini, yeni kurum ve değerleri ele alırken bazıları da bireyin iç
dünyasını esas alan hikâyeler yazmıştır.
· Hikâye
bu dönemde bağımsız bir tür olarak görülmüş, olay hikâyesi tarzında hikâyelerin
yanında Memduh Şevket Esendal’la başlayan ve Sait Faik Abasıyanık’la devam
eden durum hikâyeleri yazılmaya başlanmıştır.
· Halide
Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin gibi Cumhuriyet
Dönemi’nin ilk yıllarının roman yazarları, hikâye türünde de eserler
yazmışlardır. Ancak dönemin ilk yıllarında hikâye türüne daha çok ağırlık veren
yazar, Reşat Nuri Güntekin’dir.
· Reşat
Nuri’yi izleyerek ilk hikâye kitaplarını 1923 - 1940 yıllarında yayımlayan
yazarlar Kenan Hulusi Koray, Sadri Ertem, Sabahattin Ali ve Sait Faik
Abasıyanık’tır.
· Bu
dönemde sanatın toplum üzerinde bir işlevinin olması gerektiği düşüncesi egemen
olmaya başlamıştır. Bu anlayışla da hikâyeler yazılmaya başlanmıştır.
· Bu dönemde hikaye yazarları ve eserleri: Reşat Nuri Güntekin’in Leyla ile
Mecnun; Fahri Celalettin Göktulga’nın Telak-ı Selase; Ercüment Ekrem Talu’nun
Teravihten Sahura; Nahid Sırrı Örik’in Eski Resimler; Sadri Ertem’in Bacayı
İndir Bacayı Kaldır; Memduh Şevket Esendal’ın Otlakçı, Pazarlık; Sabahattin
Ali’nin Ses, Kamyon; Sait Faik Abasıyanık’ın Son Kuşlar, Lüzumsuz Adam…
1940 - 1960
YILLARI CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE HİKÂYE
· 1940
- 1960 yılları Cumhuriyet Dönemi’nde ele alınan konuların
çeşitliliği artmış, daha çok gözleme dayanan gerçekçi hikâyeler
yazılmıştır.
· Anadolu’ya,
halkın yaşamına ağırlık verilmeye başlanmıştır.
· Bu
dönemin hikâyelerinde “millî–dinî duyarlılık”, “toplumcu–gerçekçi
anlayış” ve “bireyin iç dünyasını esas alan anlayış” gibi bazı
eğilimler görülmektedir.
· 1940’lı
yıllarda Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’nun durumu, İkinci Dünya
Savaşı sonrası toplumsal sorunlar hikâyelerde işlenmiştir.
· Bu
dönemde Aka Gündüz, Bahaeddin Özkişi gibi sanatçılar millî–dinî
duyarlılığı yansıtan hikâyeler yazmışlardır. Millî–dinî duyarlılığı
yansıtan eğilimdeki yazarlar hikâyelerde Millî Mücadele, Doğu–Batı
çatışması, ahlaki bozukluklar gibi konuları ele almışlardır.
· 1950’li
ve 1960’lı yıllarda daha çok yazar ve eser ortaya çıkmıştır. Memur, işçi,
köylü, kasabalı ve şehirlerin kenar mahallelerindeki insanların sorunları
toplumcu–gerçekçi yönelimle hikâyelerde işlenmiştir. Sadri Ertem, Orhan
Kemal, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Fakir Baykurt, Samim Kocagöz, Talip Apaydın gibi
yazarlar bu yönelime bağlı eserler vermişlerdir.
· Sonraki
zaman dilimlerinde insanın yaşam kavgası, kadının toplumdaki yeri ve çocuklar
önem kazanmaya başlamış; Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Tarık
Buğra, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Sabahattin Kudret Aksal gibi yazarlar
bireyin iç dünyasını esas alan anlayışla insan gerçekliğini psikolojik yönüyle
yansıtan hikâyeler yazmışlardır.
1940 –
1960 yılları arasındaki hikâyelerde üç farklı eğilim görülür:
1. Milli – dini
duyarlılık:
· Millî
Mücadele, Doğu–Batı çatışması, ahlaki bozukluklar ele alınan konulardan
bazılarıdır.
· Dini,
ahlaki ve milli değerlere önem verilmiştir.
· Realist
bir anlayışla hikâyelerde olaylar ele alınmıştır.
· Temsilcileri: Aka
Gündüz, Bahaeddin Özkişi
2. Toplumcu – gerçekçi
anlayış:
· Kenar
mahallelerde yaşayan insanların sorunlarını ele aldılar.
· İşçi,
köylü, memur, kasabalı ve şehirli insanların çektikleri sıkıntıları, zorlukları
ve yaşam mücadelelerini eserlerinde işlediler.
· Ağa-köylü,
zengin-fakir, patron-işçi gibi çatışmalar üzerine olayları kurguladılar.
· Temsilcileri: Yaşar
Kemal, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Sabahattin Ali, Necati Cumalı, Rıfat Ilgaz,
Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Samim Kocagöz, Abbas Sayar, Sadri Ertem, Dursun
Akçam, Kemal Bilbaşar, Aziz Nesin, Attila İlhan
3. Bireyin iç
dünyasını esas alan anlayış:
· İnsan
gerçekliğini psikolojik yönüyle ele aldılar.
· İnsanın
yaşam mücadelesi, kadının ve çocuğun toplumdaki yeri gibi konular işlenmiştir.
· Bireyin
iç çatışması ve psikolojik durumu ruhsal betimlemelerle verilmiştir.
· Bilinç
akışı, iç konuşma gibi teknikler kullanılmıştır.
· Temsilcileri: Haldun
Taner, Tarık Buğra, Sabahattin Kudret Aksal, Peyami Safa, Ahmet Hamdi Tanpınar,
Samiha Ayverdi, Oktay Akbal, Mustafa Kutlu
Hikâyede Anlatım Teknikleri
1. İç Konuşma:
· Anlatıcı
devreden çıkar.
· Hikâye
kahramanı kendi kendine içinden konuşur.
· Okurla
kahraman baş başa bırakılır.
· Duygu
ve düşünceler doğrudan okura aktarılır ve konuşma cümlelerine sıklıkla yer
verilir.
· Okuyucu
kahramanın iç dünyasına girerek kahramanın düşünceleri ve hayal dünyası
hakkında bilgi alır.
2. İç Çözümleme:
· Anlatıcı
kahramanın aklından geçenleri sanki onun karşısında oturup da okuyormuş gibi
anlatmasıdır.
· Yazar,
hikâye kahramanının duygu ve düşüncelerini direk kendisi aktarır.
· Burada
anlatıcı devreden çıkmaz. Anlatıcı her zaman hikâyenin içinde yer alır.
3. Bilinç Akışı:
· Bu
anlatım tekniğinde kahramanın başından geçenler aracısız bir şekilde bağımsız
cümlelerle doğal akışı içinde sunulur.
· Anlatıcının
devreye girmediği bir anlatım türüdür.
· Olay
kahramanlarının iç dünyaları aracısız olarak okura aktarılır.
· Düşüncelerde
mantıksal bir bağ yoktur.
· Anlatım
çağrışımlara ve imgelere dayalıdır.
4. Çatışma: Zıtlıklara dayalı sorunlardan oluşan,
karşıt unsurların veya karakterlerin bir arada verilmesiyle gerilimi sağlayan
ve olay çevresinde gelişen metinlerde görülen bir yapı unsurudur.
Çatışma, roman, hikâye, tiyatro gibi türlerin
merkezinde yer alır.
Olaylar bu zıtlıklar üzerine kurgulanır ve merak
unsuru da bu temel çatışmalara dayanır.