
EDEBİYAT-TOPLUM İLİŞKİSİ
Edebiyat malzemesi dil olan güzel sanat etkinliğidir. İnsan toplumsal bir
varlıktır ve edebiyatın konusu da insandır. Edebi eserler insan ilişkilerine,
toplumun duyuş ve düşünüşüne göre şekillenir. Edebi eserlerin bir kısmı, topluma
öncülük etmek, onu değiştirip
geliştirmek amacını taşır. Yazarlar içinden çıktığı toplumun duyuş ve
düşünüşünü eserlerine yansıtır.
Edebiyat-Toplum İlişkisi Özellikleri:
· Toplumun
kültürel birikimim gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlar.
· Edebiyatın
toplumun aynasıdır ve yazıldığı dönemin zihniyetinden derin izler taşır.
· Edebiyat,
bir toplumda ortaya çıkan siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel her türlü olayın
içinde yer alır.
· Edebiyat
eserlerinin toplumu yönlendirme özelliği vardır.
· Edebiyat
toplumların kendi milli kimliklerini bulmalarında, sanat ve düşünce yapılarını
şekillendirmelerinde büyük rol oynar.
· Yazar,
bir edebi eseri oluştururken toplumsal yaşamdaki her değişimden etkilenir ve bu
etkilenme de edebi esere yansır.
· Edebiyat,
toplum sorunlarını dile getirdiği gibi, toplumdaki bireylerin bireysel
duygularına da tercüman olur.
EDEBİYAT AKIMLARI
1. KLASİSİZM
·
17. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan
bir akımdır. BOILEAU bu akımın kurucusu
olarak kabul edilir.
·
Klasikler Eski
Yunan ve Latin edebiyatını bilgi ve esin kaynağı olarak
benimsemişlerdir. Temel olarak şu ilkelere dayanır:
·
Sanat, “insan tabiatına” önem vermeli ona sevgi ve saygı
duymalıdır. Klasik bir eser “akıl” ve “sağduyu”ya dayanmalıdır.
Eser, “dil”, “anlatım” ve “şekil” de en olguna varmaya çalışmalıdır.
·
Klasikler, insanların her zaman,
her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede olduklarını kabul ederler. Onun
için eserlerinde değişmez tipler yaratırlar. Klasisizmde fiziksel ve sosyal
çevre önemli değildir; çünkü bunlar değişkendir.
·
Bu akımda, sanatta mükemmeli bulmak esastır. Mükemmeli bulmak ise
konunun seçilişinde değil, onun ele alınıp anlatılışındadır. Onun için anadili
en güzel biçimde kullanmak da esas olmalıdır. Böylece klasikler günlük konuşma
dilinden farklı kitabî bir dil kullanmışlardır.
·
Sanatta sıkı kuralların bulunması
ve sanatçıların bunlara uyması gerektiğine inanan klasikler, “üç birlik” kuralının doğmasına neden
olmuşlardır (Yer, zaman ve olay birliği)
·
Eserlerinin kahramanlarını hep
soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer
vermezler. “Ahlaka uygunluk” ilkesine
sıkı sıkıya bağlıdırlar.
·
Yapıtlarının etkileyici olmasını,
hoşa gitmesini, tarih biliminden ayrılabilmesini ve din dışı konulara
eğilmesini temel ilke olarak kabul etmişlerdir.
·
Edebiyat türü olarak daha çok tiyatroyu, tiyatro türü olarak da trajedi ve komediyi benimsemişlerdir.
·
Dünya Edebiyatında Klasisizm Akımının Temsilcileri : Moliere, Pierre Corneille, Jean Racine, La Fontaine,
Fenelon, John Milton
·
Türk Edebiyatında Klasisizm Akımının Temsilcileri : İbrahim
Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Yusuf Kamil Paşa, Direktör Ali Bey
2. ROMANTİZM
· Klasik
öğretinin bütün kuralları yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatları yerine Hristiyanlık
mucizeleri, milli efsaneler işlenmiş; konular ya tarihten ya
da günlük olaylardan çıkarılmıştır.
· Tabiat
manzaralarının, yerli ve yabancı törelerin betimlenmesine geniş yer verilmiş,
insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi bırakılarak, insanlar
çevrelerinde incelenmiş, insanın ıslahından önce toplumun ıslâhı amacı ön
plana alınmıştır.
· Klasik
edebiyatın akıl ve sağduyuya önem vermesine karşılık, romantizmde hayal
ve duyguya geniş yer verilmiştir.
· Yazarlar eserlerinde
kişiliklerini gizlememişler, olaylar karşısında duygu ve görüşlerini açıkça
anlatmışlardır.
· Romantik
şiirde, doğa sevgisi; bireycilik, Ortaçağa, yabancı ülkelere, Doğu’ya
hayranlık; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, doğaüstü güçlere, rüyalara,
ihtiraslara bağlılık dikkat çeker.
· Zıtlıkların
uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayatı güzel,
çirkin... bütün yönleriyle vermeye çalışırlar.
· Klasiklerin
önemsediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin
kahramanlarının çoğu dindardır.
· Din,
her şeyin gelip geçici olduğunu söylediği için de kahramanlar, genellikle
kuşkulu, üzüntülü ve karamsardırlar.
· Edebiyat
dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini
kullanmayı benimseyen romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu
olarak almışlardır.
· Genel
olanın yerine özeli, tipin yerine göz alıcı olanı seçmişlerdir. Aşk,
ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker.
· Bu
akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir.
·
Dünya
Edebiyatında Romantizm Akımının Temsilcileri : Voltaire,
Shakespeare, Lord Byron, Goethe, Schiller, Lamartine, Victor Hugo, Aleksandre
Dumas Pere, Aleksandre Puşkin, Montesquieu, J. Jeak Rousseau
·
Türk
Edebiyatında Romantizm Akımının Temsilcileri: Namık Kemal, Ahmet
Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan, Şemsettin Sami
3. REALİZM (GERÇEKÇİLİK)
·
19. yüzyılın ikinci yarısında
romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır.
·
Realizmde, duygu ve hayaller
yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır.
·
Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün
çıplaklığıyla anlatılır. Bunun sağlanması için gerektiğinde anket gibi bazı
sanat dışı yöntemlere bile başvurulmuştur.
·
Bu akımda, gerçeğin anlatılması
için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin
tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatım biçimi
olarak dikkat çeker.
·
Yalnızca yaşananın anlatılmasına
yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar.
·
Eserlerine kendi duygu, düşünce ve
yorumlarını katmazlar, kişiliklerini gizlerler.
·
Yine, gerçek hayatın anlatılması
esas olduğu için eserlerinde toplumun sıradan insanlarına rastlanır.
·
Eserlerinde daha çok yaşamın olağan
olaylarına yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alınıp işlenir.
·
Gerçekçi yazarların okuyucuyu
eğitme gibi bir amaçları yoktur.
·
Gözlem, araştırma ve belgelere
dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar.
·
Gerçekçi yazarlar, biçim
güzelliğine çok önem vermişler, dilde ve anlatımda süsten, özentiden
kaçınmışlardır.
·
Dünya
Edebiyatında Realizm Akımının Temsilcileri: Flaubert,
Stendhal, Balzac, Charles Dickens, Hemingway, Turgenyev, Anton Çehov, Maksim
Gorki, Gogol, Tolstoy, Dostoyevski
·
Türk
Edebiyatında Realizm Akımının Temsilcileri: Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Mehmet
Âkif Ersoy, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri
Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar
4. NATÜRALİZM
·
Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci
yarısında Fransa’da ortaya çıkmıştır.
·
Determinizme göre tabiat
olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi
topluma ve insan uyguladılar.
·
Toplum büyük
bir laboratuvar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.
·
İnsan kişiliğini anlatabilmek için
soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.
·
Romanlarda kahramanların portreleri
ince ayrıntılarına kadar verilir.
·
Yazar eserde kişiliğini gizler.
·
Gözlem ve
tasvir önemlidir.
·
Eserlerinde hayatı bütün yönüyle
anlatırlar.
·
Dil her seviyedeki insanın
anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur
·
“Sanat toplum
içindir” anlayışı doğrultusunda
eserler verilmiştir.
·
Dünya
edebiyatında temsilcileri: Emile Zola, Alphonse Daudet, Goncourt Kardeşler
·
Türk
edebiyatındaki temsilcileri: Hüseyin
Rahmi Gürpınar, Nabizade
Nazım, Beşir
Fuat
5. PARNASİZM
·
Realizm
akımının şiire uygulanmasıdır.
·
19.yy. sonlarında romantizme tepki olarak çıkmıştır.
·
Parnasyen sanatçılar “Sanat, sanat içindir.” ilkesini savunmuşlardır.
·
Kelimeler seçilerek
kullanılır. Kelimelerin sıralayışı ve ahenk önemlidir.
·
Kafiye ve redife önem verilir.
·
Resim gibi
şiir yazmayı amaçlamışlardır.
·
Parnasizm romantizmde
bırakılan eski Yunan ve Latin kültürüne
geri dönüştür.
·
Dünya edebiyatındaki
temsilcileri: Theophille Gautier, Theodore Banville, Francois Coppee, Jose
Maria de Heredia, Leconte de Lisse
·
Türk edebiyatındaki
temsilcileri: Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Cenap Şahabettin
6-SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
· 19.
yüzyılın sonunda Fransa’da parnasizme tepki olarak doğmuştur.
· Dış
dünyanın görüntülerini somut nesnel gerçekliklerini değil de; bu görüntülerin
sezgilerinden, izlenimlerinden yansıyan niteliklerini şiire aktardılar.
· Şiirde anlam
açıklığından kaçındılar.
· Şiir
anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.
· Şiirde
alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz
varlıklar görüntüleri yansıtırlar.
· Şiirde “musiki,
her şeyden önce musiki” ilkesini savundular.
· Sanat
için sanat anlayışına bağlılardır.
· Sembolistler sembol
ve mecazlarla dolu bir anlatım seçmişlerdir.
· Dünya Edebiyatında Sembolizm Akımının Temsilcileri: Baudelaire, Mallarme, Rimbaud, Paul Verlaine, Paul
Valery, Edgar Allan Poe
· Türk Edebiyatında Sembolizm Akımının Temsilcileri: Ahmet Hâşim, Cenap Şahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar,
Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas
7. SÜRREALİZM
· 1924’te
Andre Breton‘un açıkladığı bildirgeyle ortaya çıkmıştır.
· Sigmund
Freud’un “Psikanalitik” düşüncelerinden etkilenmiştir.
· Bilinçaltı yansıtılmaya
çalışılmıştır.
· Akıl
ve mantık önemsenmemiş; içgüdü ve bilinaçltı ön plana
çıkarılmıştır.
· Sürrealizm,
edebiyat sahasında en çok şiir türünde etkili olmuştur.
· Dil,
üslup, ahenk, teknik gibi konularda herhangi bir kurala bağlanma gereği
duymazlar.
·
Dünya
Edebiyatında Sürrealizm Akımının Temsilcileri: Andre Breton, Louis
Aragon, Paul Eluard
·
Türk
Edebiyatında Sürrealizm Akımının Temsilcileri: Cemal Süreya, İlhan
Berk, Edip Cansever, Ece Ayhan (II. Yeni Şairleri) -Oktay Rıfat Horozcu, Orhan
Veli Kanık (Garipçiler)
8. EMPRESYONİZM
(İzlenimcilik): Gerçekler sanatçıya göre değişir. Dış dünyanın bıraktığı
izlenimleri anlatmak istemişlerdir. (Verlaine, Rimbaud, Hopkins)
9. EKSPRESYONİZM
(Dışavurumculuk): Öznel gerçeklik ve iç gözleme önem vermişlerdir. (Artur
Rimbaud, Paul Verlaine)
10. DADAİZM: Kuralsızlığı kural edinmiş, her şeye karşı çıkmışlardır. (Tristan
Tzara)
11. KÜBİZM: Varlıkların dış görünümlerinin yanı sıra iç dünyalarını
da yansıtmayı hedeflerler. (Pablo Picasso)
12. EGZİSTANSİYALİZM
(Varoluşçuluk): Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım.” felsefesine
dayanır. (Jean Paul Sartre, Andre Gide)