
GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU
·
Karagöz, orta oyunu, kukla, meddah ve köy
seyirlik oyunları gibi türleri vardır.
- Kökeni,
eski inanç ve geleneklere dayanır.
- Modern
tiyatronun dışında kalan bir türdür.
- Yazılı
metne dayanmayan bu türde güldürü ögesi ön plandadır.
- Ders
verme ve eğitme özelliği olan bu türlerde şarkı, dans ve söz oyunlarına
sıkça başvurulur.
- Bugün
etkisini yitiren bu tür modern tiyatroya kaynaklık etmeye devam
etmektedir.
1. KARAGÖZ
Karagöz
bir gölge oyunudur. Bu oyun tasvir denilen birtakım
şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya vb.) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir
perde üzerine yansıtılması temeline dayalıdır. Gölge oyunun önce Çin daha sonra
da Hindistan’da çıktığı söylentileri vardır. Halk arasındaki bir söylentiye
göre ise Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan (14. yüzyıl) zamanında Bursa’da bir
cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar diğer
işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüştür. Daha
sonra Şeyh Küşteri Hacivat ile Karagöz’ün deriden yapılmış
tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz
perdesine Küşteri Meydanı da denir.
İslam dünyasında 11. yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i
zıll (gölge hayali) denmiştir.
Karagöz oyunu, özellikle 17. yüzyıldan sonra oldukça
yaygınlaşmıştır. 19. yüzyılda Karagöz, kısaca, hayal oyunu diye anılmış, bu
oyunu oynatan sanatçılara da hayalî, hayalbâz (hayalci,
Karagözcü) denmiştir.
Karagöz oyunu, halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları
kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz, tulûata (doğaçlama) dayandığı
için oyunun sözlerini, her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler.
Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlamıştır.
Karagöz İle Hacivat Oyununun
Özellikleri
- Karagöz
oyununun kurucusu Şeyh Küşteri’dir.
- Doğum,
sünnet ve evlenme gibi şenliklerde oynanmıştır.
- Oyunun
oynatıcısına hayalci adı verilmiştir.
- Genellikle
Ramazan ayında sergilenen Karagöz, 28 oyundan ibarettir.
- Sadece
Kadir Gecesi oynanmamıştır.
- Doğaçlamaya
(tuluat) dayanan bu oyunlar yazılı bir metne dayanmaz.
- Oyun
taklit yeteneği gelişmiş bir kişi tarafından oynatılır. Tüm karakterler
hayalci denilen kişi tarafından taklit yoluyla aktarılmaya çalışılır.
- Bu
oyunda yer alan konular genellikle günlük hayattan seçilir.
- Halkın
konuşma biçimiyle ele alınan oyunlarda sade bir dil vardır.
Karagöz Oyununun Kişileri
Karagöz: Okumamış bir
kişidir. Halkı temsil eder ve halk diliyle konuşur. Hacivat’ın söylediklerini
yanlış anlar ve cevapları da bu yanlış anlaşılmalar üstünedir.
Hacivat: Aydın
tipini temsil eder. İyi bir eğitim almış, medrese diliyle konuşan, görgü
kurallarına uyan, az çok mürekkep yalamış bir tiptir.
Zenne: Karagöz
oyununda kadın kılığına giren bir tiplemedir.
Tiryaki: Konuşmaların
en can alıcı noktasında uyuklayan bir tiptir.
Çelebi: Mirasyedi
bir tiptir. Zengin, mal mülk sahibidir.
Beberuhi: Cüce
tipidir. Altıkolaç lakabıyla anılır.
Tuzsuz Deli Bekir:
Bir elinde içki bir elinde bıçakla olayları kaba kuvvetle çözen kişidir.
Bunun dışında birçok tipleme vardır. Laz, Külhanbeyi,
Zeybek, Kayserili, Türk, Yahudi, Kürt, Arnavut, Zenci Arap, Arnavut gibi…
Önemli: Karagöz
oyunu, içerik, dil ve kültürü yansıtış şekliyle Osmanlı Dönemi’nin siyasi,
sosyal, kültürel ve ekonomik yaşantısı hakkında önemli ipuçları sunan bir oyun
türüdür.
Karagöz ve Hacivat Oyununun
Bölümleri
Dört bölümden oluşmaktadır.
1. Mukaddime (giriş): Önce
bir fon müziği verilir. Perdede göstermelik bir dekor olarak adlandırılan
tasvirler yansıtılır. Bu bölüm Hacivat’ın “Of… Hay Haak!” diyerek perdeye
yansıtılır. Hacivat’ın çıkardığı seslerden rahatsız olan Karagöz’ün sahneye
gelmesiyle bölüm sonlanır.
2. Muhavere (söyleşme): Diyalog
bölümüdür. Hacivat’ın “Vay Karagöz’üm, benim iki gözüm merhaba.” Sözüyle
başlar. Hacivat ile Karagöz arasında genel olarak yanlış anlaşılmaya dayalı ve
güldürme öğesinin ön planda tutulduğu ve tekerlemelerden oluşan bir bölümdür.
3. Fasıl (oyun): Hacivat
ile Karagöz oyununun asıl bölümüdür. Bu ikili dışındaki diğer karakterler de bu
bölümde sahneye çıkarlar. Oyun adını bu bölümden alır. Olaylar bu bölümde
yaşanır ve düğüm bu bölümde çözülür.
4. Bitiş: “Her
ne kadar sürç-i lisan ettiysek af ola” denilerek özür dilendikten sonra gelecek
oyunun zamanı ve yeri bildirilir. Oyunda verilmek istenen mesaj (kıssadan
hisse) bu bölümde aktarılır. Karagöz oyunu; Hacivat’ın “Yıktın perdeyi
eyledin viran. Varayım sahibine haber vereyim heman.” sözünden sonra sahneden
ayrılması ve ardından Karagöz’ün “Her ne kadar sürç-i lisan (dil sürçmesi)
ettikse affola.” sözüyle bitirilir.
2. ORTA OYUNU
·
Çevresi izleyicilerle çevrili bir alan
içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, raks ve şarkı da bulunan
doğaçlama bir oyundur. Kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhurî gibi
adlarla da anılmıştır.
·
Oyuncular bir metne dayalı olarak
değil doğaçlama olarak oynarlar.
·
Orta oyununda taklitlere, yanlış
anlamalara ve şivelere sıkça yer verilir.
·
Orta oyununda müzik oldukça
önemli bir oyundur.
·
Orta oyununda dekor yoktur, her yerde
oynanabilir.
·
Oyunun oynandığı yuvarlak veya oval
alana palanga denir. Oyunun dekoru; yeni dünya denilen
bezsiz paravandan ve dükkân denilen İki katlı bir kafesten oluşur.
Yeni dünya ev olarak, dükkân da iş yeri olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh
birkaç hasır iskemle bulunur.
·
Orta oyununun kişileri ve fasılları
Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki
kişisi Kavuklu ile Pişekâr'dır. Kavuklu, Karagöz oyunundaki
Karagöz'ün karşılığı, Pişekâr da Hacivat'ın karşılığıdır.
·
Orta oyununda da gülmece öğesi, Karagöz
oyunundaki gibi, yanlış anlamalara, nüktelere ve gülünç hareketlere dayanır.
·
Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden,
uluslardan insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağızları taklit edilir.
Bunlar arasında Arap, Acem, Kastamonulu, Kayserili, Kürt, Frenk, Laz,
Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta oyununda kadın rolünü oynayan
kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir. Kavuklu
Hamdi ve Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyunun önemli ustaları sayılır.
Orta Oyunu Bölümleri
- Mukaddime
(Giriş): Bu bölümde Pişekâr sahneye müzik
eşliğinde çıkar ve oynanacak oyunu takdim eder. Sunuştan sonra bir kenara
çekilir ve Kavuklu’nun sahneye çıkmasını bekler.
- Muhavere
(Söyleşme): Kavuklu sahneye çıkar ve Pişekâr
ile bir muhabbete başlarlar. Aslında bu konuşma, asıl oyuna bir
hazırlıktır.
- Fasıl: Bu
bölümde oyunun asıl oyunu oynanır. Diğer karakterler de bu bölümde oyuna
dâhil olur. Pişekâr ile Kavuklu arasındaki atışmalara, diğer oyuncular da
dâhil olur.
- Bitiş:
Bu bölümde ana tipler olan Pişekâr ile Kavuklu
konuşmalarını bir neticeye ulaştırır. Oynanan oyundan seyircilerin ders
çıkarması amaçlanır. Her iki oyuncunun klasik olan sözleriyle oyun
sonlandırılır.
3. MEDDAH
·
Geleneksel tiyatro içinde yer alan meddah,
hikâyelerinde rol alan bütün kişileri, hikâyeyi anlatan kişidir.
·
Övmek, methetmek anlamına
gelir.
·
Tek kişilik oynanan
bir hikâye anlatma oyunudur.
·
Bu oyunda dekor yoktur.
·
Meddahın aksesuarını bir mendil bir değnek
(pastav) oluşturur.
·
Doğaçlama olarak
oynanır.
·
Sahnede olan oyuncu tek başında birçok
karakteri ses taklitleriyle canlandırır.
·
Meddah, günlük olayları, destanları,
masalları anlatır.
4. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI
Tıpkı
ortaoyunumuzda olduğu gibi bu oyunlar da genellikle köyün ortasında,
köy meydanında oynanır. Seyirciler çepeçevre oyuncuları çevreler.
Oyuncu- seyirci ayrılığı hem vardır hem yoktur. Oyuncuları oyuna seyirciler hep
beraber hazırlar. Bir tas, bir şapka, bir baston, bir deve, bir sopa, bir tüfek
olabilir. Sırası gelen oyuncu seyirci içinden çıkarak oyuna katılır, oyundaki
görevi bittikten sonra yeniden seyircilerin arasına karışır. Köy seyirlik
oyunlarında da orta oyununda ve meddahta olduğu gibi doğaçlamaya büyük
önem verilir.
TANZİMAT TİYATROSU GENEL
ÖZELLİKLERİ
·
Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye
başlanmıştır.
· İlk
modern tiyatro örneği Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir.•
Tiyatroyu bir eğlence ve eğitim aracı olarak gören Tanzimat
Dönemi yazarları, genel olarak tiyatro eserlerinde sade bir dil kullanmışlardır.
· Okuma-yazma
oranının düşük olduğu o dönemde bir eseri sahnede sergilemek, halka ulaşmada
çok daha kısa ve etkili bir yol olarak düşünülmüştür.
· Tanzimat
Dönemi'nin ilk kuşak sanatçıları, tiyatroda estetik ve sanat kaygısı
gütmemişler, halkı eğlendirerek eğitmeyi, sosyal konular üzerinde bir kamuoyu
yaratmayı amaçlamışlar, sade bir dille de bu amaçlarını gerçekleştirmek
istemişlerdir.
· Tanzimat
edebiyatının ikinci dönem tiyatro yazarları ise tiyatronun
estetik ve edebî değer taşıyan bir tür olduğunu düşünerek, birinci dönemden
farklı bir tiyatro anlayışı yaratmışlardır.
· Batı
kültür ve anlayışının toplumumuza yerleşmesi ve gelişmesinde, toplumsal
yaşamımızın biçimlenmesinde Tanzimat Dönemi tiyatrocularının büyük katkısı
olmuştur.
·
Tiyatro bir çeşit Türk toplumunu kökten
sarsan Batı kültürünün sosyal ve siyasî hayatımızı yansıtan belge niteliği
kazanmıştır.
·
Daha ağır ve sanatlı bir dil kullanmışlar,
sahnelenmesi zor olan konuları işlemişler, "Okunmak için
tiyatro" anlayışını getirmişlerdir.
CUMHURİYET DÖNEMİ’NDE TİYATRO
· Bu
dönemde tiyatro ile ilgilenen sanatkâr sayısının çokluğu, konu yelpazesinin
genişliği ve sahneleme imkânlarının fazlalığı bu türün zirve dönemini
yaşamasını sağlamıştır.
· Cumhuriyetin
ilk yirmi yılında, kişisel ve toplumsal sorunlar birlikte ele alınmıştır.
· Sonraki
yıllarda “taklitçilikten öteye geçmeyen Batılılaşma, bu yüzden kişilerin
bayağılaşması; değişen yaşam tarzının sonucunda yaşanan aile dramları; değer
yargılarının bozulmasını, köy gerçekliği; gelenekler, köyden kente göçün
oluşturduğu problemler; sermaye gücünün, toplumun çeşitli kurumlarını ve
insanları olumsuz yönde değiştirmesi; toplumsal ve ekonomik adaletsizlikler,
eğitim ve sorunları” konu olarak ele alınmıştır.