
Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri - Bentler
3. Bentlerle Kurulan Nazım Biçimleri
a. Murabba
Murabba;
"dört köşeli", "dörtlü" anlamına gelmektedir. Bent adı
verilen dört dizelik kıt'alardan oluşan şiir türüdür. Murabba, İran
edebiyatından Türk edebiyatına geçmiş bir nazım biçimidir.
Divan
Edebiyatı'nda 15. yüzyılda Ahmet Paşa tarafından kullanılan murabba türü 19.
yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen bir tür olmuştur.
Namık Kemal ve Taşlıcalı Yahya edebiyatımızda murabba türünde önemli örnekler
vermişlerdir.
Murabba Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Murabba, dörder dizeli bentlerden oluşur.
- Aruz ölçüsüyle yazılır.
- Murabbalarda dil genellikle süslü ve ağırdır.
- En az üç en fazla yedi bentten (dörtlükten) oluşur.
- Murabbalarda konu açısından bir sınırlama söz konusu olmadığı için aşk ve felsefi konular başta olmak üzere hemen hemen her konu işlenmiştir. Övgü, yergi, dinsel ve öğretici konular işlenen diğer konuları oluşturur.
- Uyak düzeni "aaaa / bbba / ccca / ddda…" şeklindedir. İlk bendi kafiyeli olmayan ve sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır.
- Murabbalar, son dizeleri tekrarlanırsa mütekerrir murabba, son dizeleri tekrarlanmazsa müzdeviç murabba adını alır.
Murabba Örneği:
Geçti cânânın firâkı cânıma
Tîr-i cevri gibi girdi kanıma
Nâleden bir kimse gelmez yanıma
Söyle ey bâd-ı sabâ cânânıma
Düşmanum gibi benüm ol nev-cuvân
Şâd olur çünkim gamumdan her zaman
Eyleyüp ahvâlümi bir bir beyân
Söyle ey bâd-ı sabâ cânânıma
Yaktı yandurdı beni nâr-ı firâk
İşidenlerden ırak olsun ırak
Hey ne müşkil derd olur bu iştiyâk
Söyle ey bâd-ı sabâ cânânıma
Derdmendine şefâat eylesin
Hâtırım sorsun inâyet eylesin
Bî-vefâlıktan ferâgat eylesin
Söyle ey bâd-ı sabâ cânânıma
Âşık olal'dan ana leyl ü nehâr
Işkum artar eksilir sabr u karâr
Olmasun Yahyâ gibi mahzûn u zâr
Söyle ey bâd-ı sabâ cânânıma
Yahya Bey
Günümüz Türkçesiyle:
Sevgilinin ayrılığı canıma yetti
Eziyet okunu kanıma girdi
İnlememden kimse yanıma gelmez
Ey sabah rüzgârı sevgilime bunları söyle
O sevgili tıpkı benim düşmanım gibi
Çünkü üzülmemden o mutlu olmaktadır
Hallerimi bir bir açıklayıp
Ey sabah rüzgârı sevgilime bunları söyle
Ayrılık ateşi yaktı, yandırdı beni
Duyanlardan bu uzak olsun
Bu arzu, istek çok zor bir derttir
Ey sabah rüzgârı sevgilime bunları söyle
Sevgili ben dertliye şefaat eylesin
Hatırımı sorsun, bana yardım etsin
Vefasızlıktan vazgeçsin artık
Ey sabah rüzgârı sevgilime bunları söyle
Ona âşık olduğumdan beri gece gündüz aşkım artar
Aşkım artar fakat sabrım ve kararlılığım azalır
O sevgili Yahya gibi hüzünlü ve feryat dolu olmasın
Ey sabah rüzgârı sevgilime bunları söyle
b. Terbi
Divan
Edebiyatı nazım şekillerinden olan terbi sözlükte, "dörtleme, dörtlü
duruma getirme" anlamlarına gelir. Bir gazelin beyitlerinin üstüne başka
bir şair tarafından aynı ölçü ve uyakta ikişer dize eklenmesiyle oluşur.
Terbi Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Uyak düzeni "aaaa / bbba /ccca / ddda…" şeklindedir. (Koyu yazılmış yerler sonradan eklenen dizelerdir.)
- Bir murabba şekli olarak kabul edilir.
- Ekleme gazelin baş tarafına yapılır.
- Terbilerde eklenen iki dizeye zamime denir.
- Zamime ismi verilen dizeler anlamsal açıdan beyit ile kaynaşmış durumdadır.
- Divan nazım şekilleri içerisinde az kullanılan bir şekildir.
c. Şarkı
Türklerin
Divan Edebiyatı'na kazandırdığı bir nazım biçimidir. Halk Edebiyatı'ndaki
türkünün karşılığıdır. Müzikte, türkünün karşıtı olarak kullanılır.
Şarkı,
birçok ses sanatçısı tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli
bir yer tutmaktadır.
Şarkının
ilk örneklerine Divan Edebiyatı'nda 11. yüzyılda rastlanır. Şarkı türü Divan
Edebiyatı'nda özellikle 18. yüzyılda Lâle Devri'nde gelişmiştir. Şarkı türünün
en büyük şairi Divan Edebiyatı ve Lale Devri sanatçısı Nedim'dir. Nedim, Lale
Devri'nin şevk ve şatafatını şarkı ile dile getirmiştir.
Yahya Kemal
Beyatlı, 20. yüzyıl Türk edebiyatında şarkı türünün en önemli sanatçısıdır. Bu
devir yani Yeni Türk edebiyatında şarkılar genellikle iki bentli ve
nakaratlıdır.
Şarkı Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Şarkının oluşmasında türkünün büyük bir etkisi olmuştur.
- Dörtlüklerle kurulur. Dörtlük sayısı 3-5 arasında değişir. (Dörtlükten maksat dörder dizelik benttir.) Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir.
- Besteyle okunmak için yazılan şiirlerdir. Bu anlamda fazla uzun değillerdir.
- Şarkılarda, aşk, gündelik hayat, sevgilinin güzellikleri, içki, eğlence gibi konular işlenir.
- Şarkılarda geniş halk kitlelerine ulaşmak esas alındığından şarkıların dili genellikle sadedir.
- Şarkılarda günlük kullanılan dile ait söyleyişler ve halk deyişleri çok fazla yer alır.
- Uyak düzeni, birkaç şekilde uygulanır: "aAaA / bbbA / cccA" veya "bAbA /cccA /dddA" gibi.
- Genellikle son dizeler nakarat şeklindedir. Bent sonlarında tekrar edilen dizelerdir.
- Aruz vezninin kıvrak kalıplarıyla söylenir. Aruzun her kalıbı kullanılabilir.
- Şarkı, zamanla müzik esaslı bir tür halini almıştır.
- Müziğin en dokunaklı ve en güzel yeri üçüncü dizedir. Buna "miyan" adı verilir. Bestenin en önemli bölümüdür. Dördüncü dizeye de "nakarat" adı verilir.
- Şarkılarda son bentte şairin mahlası geçer.
- Türk edebiyatında Enderunlu Vasıf şarkı türünde en çok eser veren kişi olarak bilinir. En önemli temsilcisi ise kuşkusuz ki Nedim'dir. Nedim, şarkılarında gazel ve kasidelerine göre daha sade bir dil kullanmıştır.
Şarkı Örneği:
Kalbim yine üzgün seni andım derinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Senden boşalan bağrıma gözyaşları dolmuş
Gördüm ki yazın bastığımız otları solmuş
Son demde bu mevsim gibi benzim de kül olmuş
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden
Yahya Kemal Beyatlı
d. Muhammes
"Beşli"
anlamına gelir. Hemen her konuda yazılabilen muhammeste felsefi fikirler, aşk,
sevgili, özleyiş en çok işlenen konular arasında yer alır.
Bir
muhammesin ilk beşliğinde yer alan son dizenin, aynı beşlikteki diğer dört dize
ile uyaklı olması şart değildir. Muhammes nazım şeklinde beşlik sayısı bir
kurala bağlı değildir.
Muhammeslerde
ilk bendin beş dizesi birbiriyle sonraki bendlerin son bir veyahut iki dizesi
ilk bend ile uyaklıdır. Son bir veya iki dize her bendin sonunda aynen
tekrarlanırsa buna "muhammes-i mütekerrir" denir. Bu dizelerde ilk
bent ile yalnızca uyak açısından uyuşan muhammesler ise "muhammes-i
müzdeviç" adını alır.
Muhammes Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Beş dizeden oluşur.
- Muhammesler bentlerle kurulan nazım biçimlerindendir.
- Edebiyatımızda tıpkı murabbalar gibi çok fazla kullanılan musammatlar içerisinde yer alır.
- Aruz ölçüsüyle yazılırlar.
- Her bendi beş dizeden oluşur.
- En az dört en çok yedi bentten oluşur. Çok az da olsa 12-13 bente kadar uzayan muhammesler de söz konusudur.
- Bazen 4. ve 5. dizeler nakarat olarak da tekrarlanabilir
- Uyak düzeni "aaaaa /bbbba /cccca" şeklindedir.
- Muhammeslerde son bentte şairler mahlasını söyler.
- Divan şiirinde hemen hemen her şairin denediği bir türdür.
- Muhammes nazım şekliyle en çok Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) eser vermiştir.
Örnek Muhammes:
Dilberde her şeb eyler iken ayş u işreti
Şîrîn-sâz-ı kâmı iken şehd-i sohbeti
Sahbâ-yı vasla sonra katıp zehr-i fırkâtı
Aşk olsun ana kim çeke câm-ı melâmeti
Hem-reng-i la'l-i yâr bile hûn-ı hasreti
Şeyh Galip
e. Tardiye
Tardiye,
Arapçadan dilimize geçmiş kökeni Arapça olan bir sözcüktür. Divan Edebiyatı
nazım şekillerinden olan tardiye, muhammes nazım şeklinin özel bir biçimidir.
Şekil ve konu bakımından sahip olduğu özelliklerle muhammesten ayrılır.
Tardiyeye
"tard u rekib" de denir. Eski mesnevilerde şairler, eserdeki
tekdüzeliği ortadan kaldırmak için olay kahramanlarının bizzat ağızlarından
zaman zaman murabba, gazel gibi manzumeler yazmışlardır. Bunlara da tardiye
denilmiştir.
Tardiye Nazım Şeklinin Özellikleri:
- "Mef’ûlü /mefa’îlün /faûlün" gibi aruzun belirli kalıbıyla yazılır. Muhammesten ayrıldığı birinci önemli husus budur. Muhammes aruzun her kalıbıyla yazılır oysa tardiye sadece bir kalıpla yazılır.
- Tardiyede, temel kafiyenin bentlerin yalnızca beşinci dizelerinde olması onu muhammesten ayıran diğer bir yöndür.
- Divan Edebiyatı'nın beş dizelik bentlerinden oluşan bir nazım biçimidir.
- Her bendin ilk dört dizesi kendi arasında kafiyelidir.
- Türk edebiyatında az kullanılan bir nazım şeklidir.
- Nedim, Divanı'nda Sadrazam Damat İbrahim Paşa'yı methinde 12 bentlik bir tardiye yazmıştır. Divan şiirinde şüphesiz tardiye nazım şeklinin en güzel örneklerini Şeyh Galip vermiştir. Şeyh Galip'in "Hüsn ü Aşk" eserinde dört tardiye yer alır.
Örnek Tardiye:
Bir şaha esîr oldu kim dil
Her bendesi Kahramân-Kâtil
Gamzeyle sitemde la'li yek-dil
Bîgâne nigâhı kana mâil
Tîr-i gamı câna âşinâdır
Dîvân-ı kazâsı zulm-bünyâd
Lerzende-i bîm-i cânı cellâd
Her kûşede bang-i dâd u bî-dâd
Gavgâ-yı kıyâmet âh u feryâd
Mahşer mi yâhud bu Kerbelâ’dır
…
Şeyh Galip
f. Tahmis
Tahmis,
"beşleme, beşli duruma getirme" demektir. Bir gazelin beyitlerinin
üstüne aynı ölçü ve uyakla başka bir şairce üçer dizenin eklenmesiyle
oluşturulur.
Tahmis,
Türk edebiyatında çok fazla kullanılan bir nazım şeklidir. Hemen hemen her
Divan şairinin divanında tahmis nazım şekline rastlamak mümkündür.
Tahmis Nazım Şeklinin
Özellikleri:
- Uyak düzeni: "aaaaa /bbbba /cccca" şeklindedir.
- Tahmis, daha çok bir şairin başka bir şairin gazeli üstüne ekleme yapmasıyla oluşur.
- Kendi gazeli üstünde tahmis oluşturan şairler de vardır.
- Şairler, başka bir kişinin gazeli üstüne ekleme yaptıklarında yani tahmis oluşturduklarında genelde devlet büyüklerinin gazellerini ya da beğendikleri şairlerin gazellerini esas almışlardır.
- Tahmiste çoğunlukla daha önce yazılmış herhangi bir şairin gazeli tahmis edilir.
- Tahmiste başa eklenen üç dizenin gazelin matla kısmı ile aynı uyağa sahip olması gerekir. Tahmisin diğer beyitlerinin üstüne eklenen üçer dize de o beyitlerin ilk mısraları ile kafiyelidir.
- Tahmiste başarı, ses bakımından oluşan ahenk ve mana bakımından kazanılan derinliğe bağlıdır.
- Tahmiste eklenen mısralar arasında bir anlam kaynaşması olması zorunludur.
- Fuzuli'nin Lutfi'ye, Hayali Bey'in Muhibbî'ye, Baki'nin Necati'ye, Bağdatlı Ruhi'nin Sultan Murat'a, Hayreti'nin Nesimi'nin gazeline yaptığı tahmis edebiyatımızda güzel örneklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.
g. Müseddes
Bentlerin
sayısı altı olan nazım biçimine müseddes denir. Altı dize de aynı vezinle
oluşturulur. İlk bendin tüm dizeleri birbiriyle uyaklı sonraki bentlerin ise
son bir veyahut iki dizesi ilk bentle uyaklıdır.
Müseddes'te
son bir ya da iki dize her bendin sonunda tekrarlansa mütekerrir müseddes;
yalnızca kafiye yönünden ilk bent ile benzeşirse müzdeviç müseddes olarak
adlandırılır.
Müseddes Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Müseddesler hemen her konuda yazılabilir.
- Uzunlukları beş ile sekiz bent arasında değişir.
- Uyak düzeni: "aaaaaa /bbbbba /ccccca /ddddda" şeklindedir.
- Her konuda yazılmakla beraber müseddeslerde daha çok tasavvufi ve felsefi konular işlenir.
- Genel anlamda bir musammat çeşididir.
- Murabba ve muhammes nazım şekillerinden sonra edebiyatımızda en çok kullanılan musammattır.
- Bazı müseddeslerde beşinci ve altıncı mısranın birlikte olduğu gibi tekrar edildiğini ya da uyak açısından benzeştiğini görmek mümkündür.
- Müseddesler, mütekerrir ve müzdeviç olmak üzere ikiye ayrılır.
Örnek Müseddes:
Gam-ı hicrimle genc-i aşk miskiyyü'l-hıtâm olsun
Nigîn-i la'lüni yâd etmeyen âlemde nâm olsun
Dile câm-ı emel enduh u mihnetsüz harâm olsun
Gamun eksilmesün peymâne-i ömrüm tamâm olsun
Beni mahrum-ı vasl eden mest-i müdâm olsun
Dil-i mecrûhumun kanın içenler şâdgâm olsun
Nedim
h. Terkibibent
Bentlerle
kurulan oldukça uzun olan Divan Edebiyatı nazım biçimine terkibibent denir.
Terkibentlerde felsefi düşünceler, yaşamdan ve talihten şikâyet, toplumsal
eleştiriler, din, tasavvuf gibi konular işlenir.
Türk
edebiyatında en tanınmış terkibibent şairi 16. yüzyılda yaşamış olan divan
şairi Bağdatlı Ruhi'dir. Edebiyatımızda bu esere üç yüzden fazla nazire
yapılmıştır. Bu nazirelerin içinde en güzeli ve ünlüsü de Ziya Paşa'nındır.
Şeyh Galip'in yazdığı Esrar Dede Mersiyesi de terkibibent biçimiyle
yazılmıştır.
Terkibibent Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Her bent 5 ile 10 beyitten oluşur.
- Bent sayısı 5 ile 10 arasında değişir.
- Her bent iki bölümdür. Birinci bölüme "terkîb-hâne" veya "kıt'a" adı verilir.
- Bentler hane bölümü ve vasıta beytinden oluşur.
- Terkibibentlerin son bölümüne vasıta beyti denir.
- Terkibibentler aruz ölçüsüyle yazılır.
- Son bölümde şair mahlasını söyler.
- Mersiyeler genellikle terkibibent şeklinde yazılır. Baki'nin kaleme aldığı "Kanuni Mersiyesi" bu nazım biçimiyle yazılmıştır.
- Vasıta beytinde dizeler kendi aralarında kafiyeli iken hane bölümünün kafiyelenişi gazelinki gibidir. Yani terkibibent türünde uyak düzeni şu şekildedir:
aa xa xa xa xa bb - cc xc xc xc xc dd … veya
aa aa aa aa aa bb - cc cc cc cc cc dd
(Her iki biçimde de "bb" ve "dd" şeklinde yazılanlar vasıta beytidir.)
Örnek Terkibibent:
Sanman bizi kim şîre-i engûr ile mestiz
Biz ehli harâbâtdanız mest-i Elest'iz
Ter-dâmen olanlar bizi âlûde sanır lîk
Bizi mâil-i bûs-ı leb-i câm ü kef-i destiz
Sadrın gözedüp neyliyelim bezm-i cihânın
Pây-ı hum-ı meydir yerimiz bâde-perestiz
Mâil değiliz kimsenin âzârına ammâ
Hâtır-şirken-i zâhid-i peymane-şikestiz
Erbâb-ı garaz bizden irâğ olduğu yeğdir
Düşmez yere zîrâ okumuz sâhib-i şastız
Bu âlem-i fânîde ne mîr ü ne gedâyız
Âlâlara âlâlanırız pest ile pestiz
Hem-kâse-i erbâb-ı diliz arbedemiz yok
Meyhânedeyiz gerçi velî aşk ile mestiz
Bağdatlı Ruhi
Günümüz Türkçesiyle:
Bizi üzüm suyu ile sarhoş oldu sanmayın. Biz meyhane
sakinleriyiz yalnız bezm-i elest sarhoşlarıyız.
Etekleri bulaşmış kişiler bizi de bulaşmış sanırlar.
Biz sadece aşk kadehinin dudağını ve elin ayasını öpmeyi arzuluyoruz.
Bu dünya toplantısında başköşeyi gözleyip de ne
yapalım! Biz şaraba taptığımız için yerimiz meyhanedeki şarap küpünün ta
dibidir.
Biz, birilerini incitme, onların gönlünü kırma amacı
taşımıyoruz ama biz aşk kadehini kıran ham sofunun hatırını kırarız.
Garaz sahibi kişilerin bizden uzak olması iyidir çünkü
bizler şast sahibi olduğumuz için okumuz yere düşmez.
Bu fani dünyada bizler efendi de köle de değiliz.
Büyüklenen kişilerle büyüklenir, alçak gönüllü kişilerle alçak gönüllü oluruz.
Gönül ehli kişilerle kadeh arkadaşıyız. Kimseyle kavga
etmeyiz. Meyhanede olduğumuza bakmayın bizler ilahî aşk ile sarhoşuz.
I. Terciibent
Biçim ve
uyak açısından terkibibente benzer. Bentleri birbirine bağlayan vasıta beyitlerinin
her bendin sonunda tekrarlanması onu terkibibentten ayırır. Vasıta beytinin her
bendin sonunda tekrarlanması şiire hem tekdüzelik vermiş hem de anlam ilgisi
bakımından güçlük oluşturmuştur.
Terciibent,
Türk edebiyatında 14. yüzyıldan sonra görülen bir nazım biçimidir.
Edebiyatımızda en ünlü terciibent şairi Ziya Paşa'dır.
Terciibent Nazım Şeklinin Özellikleri:
- Terciibentlerde Allah'ın gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları gibi metafizik ağırlıklı konular işlenir. Yani terciibent, dini konular ve soyut kavramların işlendiği bir nazım şeklidir.
- Terciibentlerde konu bütünlüğü vardır.
- Terkibibent gibi 5 veya 10 beyitten oluşan bentlerden oluşur.
- Bentlere "hâne"; bentleri birleştiren beyitlere "vasıta" denir.
- Bentlerin kafiye düzeni gazelinki gibidir.
- Terciibentler aruz ölçüsüyle yazılır.
- Bent sayısı ve bentlerde yer alan beyit sayısı terkibibentle aynıdır.
- Terkibibentten farkı vasıta beytinin her bendin sonunda tekrarlanmasıdır.
- Terciibentte beyit sayıları genellikle birbirine eşittir. Beyit sayıları birbirinden farklı olan terciibentlere de rastlanır.
- Bentlerin kafiye düzeni aşağıdaki gibidir.
aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc bb
ee xe xe xe xe xe bb gg xg xg xg xg xg bb...
Örnek Terkibibent:
Bu kârgâh-ı sun' aceb dershânedir,
Her nakş bir kitâb-ı ledünden nişânedir.
Gerdûn bir âsiyâb-ı felâket-medârdır,
Gûyâ içinde âdem-i âvâre dânedir.
Mânend-i dîv beççelerin iltikâm eder,
Köhne ribât-ı dehr aceb âşiyânedir.
Tahkîk olunsa nakş-ı temâsîl-i kâinât,
Ya hâb ü ya hayâl ü yâhud bir fesânedir.
Müncer olur umûr-ı cihân bir nihâyete,
Sayfın şitâya meyli, bahârın hazânedir.
Kesb-i yakîne âdem için yoktur ihtimâl,
Her i'tikâd akla göre gâibânedir.
Yârab! Nedir bu keşmekeş-i derd-i ihtiyâç?
İnsanın ihtiyâcı ki bir lokma nânedir.
Yoktur siper bu kubbe-i fîrûze-fâmda,
Zerrât cümle tîr-i kazâya nişânedir.
Asl-ı murâd hükm-i ezel bulmadır vücûd,
Zâhirdeki savâb ü hatâ hep bahânedir.
Bir fâilin meâsiridir cümle hâdisât,
Ne iktizâ-yı çerh ü ne hükm-i zamânedir.
Subhâne men tahayyera fî sun'ihi'l-ukûl,
Subhâne men bikudretihî ya'cizü'l-fühûl.
Ziya Paşa
Günümüz Türkçesiyle:
Çeşitli eserlerin vücut bulduğu kâinat hayret edilecek
bir dershanedir.
Felek, felakete neden olan bir değirmen gibidir. Avare
insan da sanki bu değirmenin içinde bir dane gibidir.
Dev gibi kendi yavrularını yiyor. Eskimiş dünya konağı
da şaşılacak bir yuvadır.
Kâinattaki suretlerin nakışları tam anlamıyla
incelense ya uyku ya hayal ya da efsane zannedilir.
Dünyanın işleri bir sona doğru sürüklenip biter. Yazın
kışa doğru, ilkbahar ise sonbahara doğru akar.
İnsan için kesin bilgiyi elde etme ihtimali yoktur.
Her inanış akla göre görünmez ve gizlidir.
Allahım! Nedir bu ihtiyaç derdi çekişmesi? İnsanın
ihtiyacı hâlbuki bir lokma nanedir.
Bu fîrûze renkli kubbede sığınacak yer yoktur.
Zerreler dahi bela okunun hedefinde yer alır.
Aslında istenilen her zamanki hükmün hayat bulmasıdır.
Görünüşteki sevaplar ve günahlar tamamen bahanedir.
Olan her şey bir yapıcının eseridir. Ne talihin gereği
ne de devrin hükmüdür bu.
Sanatıyla eserleriyle akılları hayrete düşüren
kudretiyle anlayışları acz içinde bırakan Allah'ı tesbih ederim.
1. Beyitler ile Kurulan Nazım Biçimleri
2. Dörtlükler ile Kurulan Nazım Biçimleri