
Servetifünun Edebiyatı Genel Özellikleri
1860
yılından itibaren sanatçılarımız Batı’dan aldıkları yenilikleri edebiyatımıza
getirmeye başlamışlardı. Tanzimat Edebiyatı’nın ilk döneminde yenilikler kadar
içerikler de önem arz ederken ikinci dönemde siyasi ortam nedeniyle daha çok
sanatın estetik yönü ön plana çıkarılmıştır. Servetifünun sanatçıları da Batılı
bir eğitim tarzıyla ve denk geldikleri dönemin ortamı nedeniyle estetiğin ön
planda olduğu bir edebi zevke uygun olarak yetişmişlerdir.
Yenilikçi
bir tarz benimseyen gençler öğretmenleri Recaizade Mahmut Ekrem çevresinde
toplanarak aslında bir fen dergisi olan Servetifünun’da 1896’da yazmaya
başlarlar. Özellikle bu dergi üzerinden genç sanatçılar “Kafiye göz için midir
yoksa kulak için midir?” tartışmasına katılmışlardır. Bu tartışma bu edebi
oluşumun sürecini de hızlandırmıştır. 1896’da başlayan bu edebi hareket 1901
yılında derginin kapatılmasına kadar geçen sürede oldukça etkili olmuştur.
Servetifünun
Edebiyatı oluşum sürecinde dönemin koşullarından bizzat etkilenmiştir ve
döneminden bağımsız değildir. Bu nedenle bu edebi topluluğu incelerken ait
oldukları dönemi de incelemek gerekir. Edebi hareketin doğduğu dönemde ülkedeki
istibdattan dolayı inanılmaz bir baskı vardır. Bu nedenle toplumsal sorunlara
eğilemeyen gençler bireysel konuları ele almışlardır ve daha çok sanatın
estetik zevki üzerine yoğunlaşmışlardır.
Yani özetle
şunu söylemek gerekir ki bu topluluğun oluşmasında ve sahiplendikleri
özelliklerde dönemin siyasi ortamı son derece etkili olmuştur. Baskıdan dolayı
sanatçılar toplumsal konulara yönelememiş, bireysel konulara ağırlık verilmiş,
sanat sanat içindir anlayışına paralel olarak ağır ve süslü bir dil tercih
edilmiştir.
- ‘Sanat için sanat’ ilkesine bağlıdırlar.
- Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler.
- Servetifünuncular aruz ölçüsünü kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki egemenliğini de yıkarak, bir şiirde birden çok kalıba yer vermişlerdir.
- Onlar ‘her şey şiirin konusu olabilir’ görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siyasal baskıları nedeniyle aşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularına eğilmişlerdir.
- Şiirde ilk defa bu dönemde konu bütünlüğü sağlanmıştır.
- ‘Sanatkârâne üslup’ ve yeni bir ‘vokabüler’ (sözvarlığı) yaratma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanmışlardır.
- ‘Kafiye kulak içindir’ görüşünü benimserler.
- Şiirde üç değişik biçim kullanmışlardır.
- Batı’dan aldıkları ’sone’ ve ‘terzarima’
- Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat)
- Bütünüyle kendi yarattıkları biçimler
- Şiirde olduğu gibi romanda da (devrin siyasal baskıları nedeniyle) sosyal konulardan uzak dururlar.
- Romanda, romantizmin kimi izleri bulunmakla birlikte genel olarak realizme bağlıdırlar.
- Romanda da dil ağır, üslup sanatkârânedir.
- Roman tekniği sağlamdır.
- Yazarlar daha çok yaşadıkları ortamı anlatma yoluna gittikleri için konular, İstanbul’un çeşitli kesimlerinden alınmalıdır.
- Betimlemeler gözleme dayalıdır ve nesneldir.
- Bu dönem sanatçıları, devrin siyasal baskıları nedeniyle gazetecilik, tiyatro gibi alanlara pek fazla eğilmemişlerdir.
- Her bakımdan Avrupalılaşmak gerektiğine inanmışlar ve Batının ilim, sanat ve edebiyatından yararlanmaya çalışmışlardır.
- Dîvan edebiyatı büyük ölçüde zaafa uğratılmış, en ufak bir hamle yapamayacak hale getirilmiştir.
- Ortaya koyulan edebî ürünlerin ağırlık noktasını aşk, tabiat, merhamet, sanatkârın kendi günlük yaşayışı ve yakın çevresi gibi ferdî konular ve psikolojik tahliller teşkil eder.
- Şiir, hikâye, roman, edebi tenkit, makale ve mensur şiire çok önem verilerek bu türlerde Batılı örneklere ulaşılmış; tiyatro, mizah ve edebiyat tarihi gibi türler sönük kalmıştır.
- Bu dönem şairleri, Dîvan edebiyatı nazım şekillerinin pek çoğuna yer vermediler. Verdiklerinde ise çok büyük değişiklik yaptılar. Ayrıca Fransız şiirinden aldıkları sone-terzarima gibi Batı edebiyatını klasik nazım şekillerini kullandılar.
- Hece vezni önemsenmemiş, bu vezinle sadece çocuk şiirleri yazılmıştır. Aruza önem verilmiştir. Nazım, nesre yaklaştırılmıştır. Göze göre kafiye değil, kulağa göre kafiye anlayışı benimsenmiştir.
- En kusurlu yönleri, dil ve üsluptur. “Sanat, sanat içindir” anlayışı ile hareket ettikleri için, konuşma dilinden uzaklaşarak, anlaşılamayan bir dil ile süslü, yapmacık bir söyleyişe yöneldiler.
- Tevfik Fikret
- Cenap Sahabettin
- Halit Ziya Uşaklıgil
- Süleyman Nazif
- Mehmet Rauf
- Faik Ali Ozansoy
- Hüseyin Cahit Yalçın
- Ahmet Hikmet Müftüoğlu
- Ahmet Şuayp
- Ali Ekrem Bolayır
- Hüseyin Suat